Bu yazıyı okumaya başladıysanız yazımın sonunda sizden isteyeceklerimi de yerine getirmeye söz vermişsiniz demektir. Ama tabi bu büyük bir sorumluluk, o yüzden şu andan itibaren okumayı bırakabilirsiniz, sizi suçlamam ya da kınamam ama okumaya devam ederseniz, zaten yazının sonunda sizden isteyeceğim iyiliklerin çok da yerinde olduğunu anlayacaksınız…
Öncelikle biraz tarih biraz da edebiyat diyelim ve şu günlerde herkesin ağzında olan bir kelimenin anlam kayması yaşamadan önceki halini inceleyelim. Ey şu naçizane yazımı dikkate alıp üç beş dakikasını bana ayırma lütfünde bulunan güzide okuyucu! Ergenekon bir soruşturma ismi değil “Göktürklerin türeyişini anlatan bir Türk destanıdır. Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır.
Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türklerin üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.
Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beyleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: "Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur"(1) (Buraya kocaman görünmez bir ünlem koyup yazıma devam etmek istiyorum.)
Efendime söyleyeyim, Anayasanın 38/4. maddesi uyarınca “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” ancak günümüzde bu madde şekil değiştirerek, sömürülerek ve zor kullanarak “Masumiyeti ispatlanıncaya kadar herkes suçludur” şeklinde değiştirilmiştir. Bunu da aylardır dalga dalga hissetmekteyiz. Apar topar götürülen rektörler, doktorlar, sivil toplum kuruluşları başkanları bu sindirme politikasını açıkça göstermiyor mu?
Benim kuşağım hiçbir askeri darbe görmedi. Nedir askeri darbe? “Darbe, siyasal anlamda, iktidara zorla el koymak veya siyasal rejimi zorla değiştirmek anlamına gelir, ordu tarafından yapılırsa askeri darbe denir ve genellikle silah gücüne dayanır”(2) Dolayısıyla ne askerlerin evlere yaptığı baskınlar gördüm, ne televizyon ve radyodan yapılan darbe konuşmaları, ne sokağa çıkma yasakları, ne de yaz sıcağında tüten bacalar. Bunları önce büyüklerimden dinledim zaman zaman sonra da üstü kapalı olarak “Çemberimde Gül Oya”da izledim.
Peki, içinde yaşadığımız toplumda Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya, cumhuriyetçileri yıldırmaya ve sindirmeye yönelik bütün bu planlı programlı ve her ayrıntısı ince ince düşünülmüş operasyonlar sivil darbe değildir de nedir?
Herhangi bir darbe “Sivil kökenli bir siyasal hareket veya bir siyasal parti tarafından yapılırsa sivil darbe olur. Sivil darbeler genellikle seçilmiş siyasal iktidarlar ve ortakları tarafından “Anayasa” ile güvenceye alınmış olan “laiklik ekseninde örgütlenmiş olan temel hak ve özgürlüklere”, “muhalefet hakkına” yani “demokratik rejime” karşı yapılır. Sivil darbelerin uygulanması (önce seçimle başlayan, sonra rejimin yozlaştırılmasını sağlayan birkaç yıl gibi) uzun bir süreçte gerçekleşir; bu nedenle sivil darbelerin hem uygulanması hem de toplum tarafından algılanması zaman alır”(3) (Burada da yine o görünmez kocaman ünlem işaretini kullanmak istiyorum, yoksa benim yazım da şu binlerce sayfalık tutanaklara benzeyecek.)
Yazımın sonlarına yaklaşırken aklıma takılan bir soruyu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine faaliyet gösteren kişi veya kurumlar varsa bunlar tabi ki yargılansın ve cezasız kalmasın, adalet yerini bulsun ancak bu ülkenin yetiştirmiş olduğu Cumhuriyetçi ve Atatürkçü onlarca yazarımızın katillerinin dosyalarının hasıraltı edilmesi sizin de canınızı sıkmıyor mu?
En son olarak yazımın başlığından bahsetmek istiyorum. Bu başlık günümüz yandaş medyasıyla iktidarın ilişkilerini çok güzel özetlemekte zannımca. İktidar yalakalığı yapan yandaş medya, ülkenin gündemine oturması gereken haberleri de hasıraltı etmiyor mu? Ha bu arada bilmeyenlere söyleyeyim, “Deniz Feneri” dosyası Türkiye’ye çoktaaaan geldi.
Bir de yandaş medyanın aksine her dönem düzeyli ve ilkeli yayıncılık ahlakını benimsemiş yayın organları var. Bunlar ise muhalefet yanlısı yayın yapma iddiasıyla suçlanmaktadırlar. Aksine bu basın yayın organları, bu gazeteler, televizyonlar ve programcılar yayıncılık ahlakları gereği, olaylara ve şahıslara objektif bir bakış açısıyla yaklaşmakta, kısacası kalemlerini (dolayısıyla da şeref ve haysiyetlerini de) satmamaktadırlar.
Eh buraya kadar okuduysanız yazımı beğenmişsiniz demektir. Ben de yazımın başında bahsettiğim sözü size hatırlatırım. Söz verdiniz ona göre. Neye mi? Tabi ki bana temiz iç çamaşırı ve sigara getirmeye. Neden mi? E mahkûm ziyaretlerinde en makbul hediye bunlardır da ondan. Şimdi “sen sigara içmezsin ki” diyenleriniz olacak aranızda. Eee bütün bu yazdıklarıma alışanlar sigaraya da alışırlar. Ne de olsa bu tutuklamalar bitecek gibi değil, sıra bize de gelecek korkarım…
Kaynaklar
1.
[tr.wikipedia.org] 2.
[www.kongar.org] 3.
[www.kongar.org]
Περισσότερα... »